Hava Durumu
Aranan Kelime : Aramayı Bitir
Site İçi Arama
  Doç. Dr. Güler Demir

          gulerdemir2009@gmail.com
         KADIN CİNAYETLERİNDE KATİL KİM?

Toplumsal ve cinsiyetçi kalıp yargıların ördüğü kafesin tutsak ettiği bireyin yaşama alanı o kafesin yüzölçümü ile sınırlıdır. O kafesten çıkmaya yönelik bir eylemin karşılığında ödenen bedeller çok ağır olabilir. Cinayete kurban gitmek gibi. Cinayetlerin azmettiricisi hemen hemen hiç değişmez; kalıp yargıların kendisidir.

Kolektif zihnin kodladığı kural ve ilkelerin dışına çıkmak için onları olduğu gibi kabul etmek yerine sorgulamak gerekir. Zihinlerimizde yıkılmaz kaleler gibi inşa edilmesine izin verdiğimiz o yapıları yıkmak ve zihnimizi özgür kılmak gerekir. Doğru ve yanlışlarımızı bizim adımıza belirleyen tüm mekanizmalardan bağımsızlaşmak kolay değildir ama bizim biz olabilmemiz için önkoşuldur.

Yüzyıllardır kadını, hikâyesinin iç yüzünü bilmeden, hatta bilmeyi dahi istemeden kolayca yargılayabilen zihniyetler sorgulanmalıdır mesela. Ve toplumların aynı kadını kutsamasının (!) ne kadar ironik olduğu da. Kadın çiçekle özdeşleştirilir mesela. Bu güzellemenin arkasındaki perdeyi aralayınca patriarkal bir ego ve ikiyüzlülükten başka bir şey bulamazsınız. Kadın, evli ya da bekâr, anne ya da anne değil, ne bir çiçek, ne bir anne, ne de kutsanması gereken bir varlıktır. Kadın, doğruları, yanlışları, başarı ve başarısızlıkları, duyguları ve zaafları ile sadece insandır.

Kadın, çiçeğe ait güzel, kırılgan, narin olma gibi özellikler taşıması ve birçok şey için koşullandırılırken yaşamını zaten koşullandırmalarla örülü bir ağın içinde sürdürür.  Onu, cennetin vaat edildiği ana olmakla nitelemenin kendisinde de erkeğin soyunu sürdürmesi için araçsallaştırılması yönünde bir mesaj vardır. Şüphesiz bu anne olmanın her zaman salt koşullanmanın ürünü olduğu anlamına gelmemeli. Kast edilen şu ki, kadın ya da daha doğru bir deyişle insan kendi yaşam biçimini özgür iradesi ile kendisi seçmeli, seçebilmelidir. Oysa kalıp yargıların hâkim olduğu bir sistem içinde bu ne kadar olasıdır?  Daha da kötüsü, söz konusu bu ağ içerisinde benimsenmenin, onaylanmanın yarattığı hazzın yarattığı tehlikedir çünkü bu kadının (ya da ötekinin) teslim olması ile sonuçlanır. Daha sonra bu teslimiyet teslim olan kişinin kendisine dikte edilen kalıpları kanıksaması hatta zamanla benimsemesine yol açar. Kolektif bilincin zaferidir bu! Ve bu bilinç çocuk yetiştiren anne babadan çocuklarına, öğrenci yetiştiren öğretmenden öğrencilerine bulaşarak geçer. Nesilden nesile bulaşır. Kalıp yargılar yerini sağlamlaştırdıkça kendisi olmayan insanlar ve yitik yaşamlar da yerini sağlamlaştırır. Cinayete kurban giden kadın haberleri de artar. Cinayetlerin gerekçeleri de birbirine benzer.

Cinsiyeti kadın ya da erkek, insan neden kutsanır? Kutsanan kadının namus, şeref ya da hangi gerekçe ile olursa olsun hunharca öldürülmesi erkeğin/toplumun kendisini kutsama biçimi midir?  Böylece erkek/toplum kendisini kadın üzerinden temize mi çekmiş olur? Öyle ya, namus ve diğer değer yargılarının hedefi hep kadın değil midir? Bizi önyargılardan kurtaracak tek can simidi vicdan ve merhamettir. Vicdan ve merhametin olduğu yerde doğrular yerini bulur, kin, nefret ve cinayetlerin yerini ise yürekler dolusu sevgi alır.

Yorum Ekle


Kadın Cinayetlerinde Katil Kim? Manifesto Niteliğinde Bir İntihar Mektubu Gösterişe tutsaklık Sokak hayvanları dile gelse! Güç zehirlenmesi ve alçakgönüllülük Bir Virüsün Gizlediği Mesajlar Al Gülüm Ver Gülüm! ‘Kolalı Etek’lerin İstilası (Canetti, Körleşme) İnadına İyilik Ucuz Mutluluklar mı Yoksa Yüce Acılar mı, Hangisi?