Hava Durumu
Aranan Kelime : Aramayı Bitir
Site İçi Arama
13.09.2019 - 12:10
Y.Boyutu: 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

'Kolalı Etek'lerin İstilası (Canetti, Körleşme)

Dr. Güler Demir’in kaleme aldığı Kolalı Etek’lerin İstilası (Canetti, Körleşme) adlı makalesi: 20.yy.ın en büyük yapıtları arasında sayıldığı Körleşme adlı romanın başkahramanı Peter Kien'i konu alıyor.

Güncel Posta İstanbul'un Tarafsız Sesi
Yorum Ekle Tüm Yorumlar

 

Dr. Güler Demir

Dış dünyadan, sorunlardan uzaklaşmanın bir yolu olarak insan bilinçli biçimde körleşebilir mi?

Elias Canetti’nin 1935 sonlarında Viyana’da yayınlanan ve edebiyat eleştirmenlerinin 20.yy.ın en büyük yapıtları arasında saydığı Körleşme adlı romanın başkahramanı Peter Kien bunu deniyor. Üstelik de körleşmekten ölesiye korkarken. Dış dünya ile kendi arasında ördüğü duvarını ise paha biçilmez kitaplığı oluşturuyor.

 

Ancak nihayetinde “dünyasız bir kafa” nereye kadar dünyasız kalabilir? Onu her şeyden uzak tutan kitaplardan oluşmuş bu zırh ne kadar koruyabilir? Belki de Kien’in sorunu aslında bilimi ve hakikati bulduğu kitapları, bilimin ve hakikatin kendisinin türediği sokaktan, insanlardan ayrıştırması. Aydın kesimin elitizminin yüzyıllara yayılan ve günümüzde de süren en büyük yanlışı mı acaba ?! Kendi kendine güzelleme ve kendinden olmayanı azımsama! Bu yanlış Kien’i dünya ile yüzleştirirken kitaplarını da elinden alıyor.

Mizahi yanı ve metaforları ile sizi bambaşka alemlere götüren- aynı zamanda da tam da günümüze getiren- bu ilginç kitabı kısaca özetlemek güç olsa da genel çerçevesi ile şöyle:

Peter Kien, toplumdan izole bir biçimde Viyana’da yaşayan bir sinoloji proseförüdür. Evinde temizlikçilik yapan açgözlü ve cahil bir kadının; Therese’nın hileleri ile tuzağa düşerek onunla evlenir. Yumuşak karnı, çok değer verdiği ve ülkenin en iyisi olduğunu düşündüğü kitaplığıdır.

Bütün dünyası olan kitaplığı ile çevrili dairesi, zamanla kadının döşediği göz alıcı (!) eşyaların; evlilik durum ve gidişatının (!) ağına takılır; küçülür, küçülür. Artık Kien’in kitaplardan oluşan dünyası/dairesi, eşyaların ve kolalı bir eteğin istilası altındadır.

Kadın tarafından birden fazlası satın alınan ve özenle korunan mavi kolalı etek ile mobilyalar kitabın en önemli metaforik ögelerindendir. Onlar, hırs, açgözlülük, statü, para, güç ve bir ölçüde de evliliğin dayatmacı, mülkiyetçi sarmalını simgelerler. Kien, kolalı etekleri ve (anlamsız) mobilyaları ile hayatını istila eden bu kadın ile kapıcı Benedikt Pfaff denetiminde sürüklendiği kaos sonunda evinden, kitaplarından, dünyasından olur.

Daha sonra, ilk kez sokaklarla tanışan Kien, tıpkı dünyasına sızan bu kadın ve kapıcı gibi, bir kambur cüce olan Fischerle tarafından da manipüle edilecektir. Cücenin kendisini ünlü bir satranç oyuncusunun yerine koyduğu düş dünyasından kendi payını alan Peter Kien’in imdadına tanınmış bir psikiyatr olan kardeşi Georges Kien yetişecek ve bu karmaşık öykünün rengini bambaşka tonlara dönüştürecektir.

Zihninizde uçsuz bucaksız sorgulamalar oluşturan; yüreğinizi zaman zaman ezen, burkan ama çoğunlukla da ironisi ile sizi güldüren hatta kahkahalar attıran bu güzelim kitaptan en fazla etkilendiğim alıntılar ile yazımı sonlandırmak istiyorum. Bunlar, Canetti tarafından 1930’ların Viyanasında akademi/bilim dünyasına ve toplam değerler çerçevesinde kültürel yozlaşmaya yapılan göndermelerdir.

O kadar bol laf ebeliği yapılan kongrelerde, en ilginç kişilerden biriydi Kien. Zamanlarının büyük çoğunluğunda sessiz, ürkek ve uzağı görebilmek yetisinden yoksun farelere tıpatıp benzer bir yaşam sürdürenler, iki üç yılda bir geldikleri bu kongrelerde ansızın sığındıkları kalıpların dışına çıkarlardı. Yerlere yapışarak birbirlerini selamlayıp, o münasebetsiz kafalarını bir araya getirirler, ağızlarında bomboş sözler geveledikten sonra, şölenlerde de beceriksiz hareketlerle birbirlerinin onuruna kadeh kaldırırlardı. Benliklerinin en derin noktalığına dek duygulanırlar, sevinçten coşarak bilimin bayrağını dikerler, ne denli yüksek amaçlar uğrunda didindiklerini vurgulayarak bilimsel ereklerini dile getirirler, sonra da aynı andı bütün dillerde artık yineleyip dururlardı. Oysa bu andı, ant içmeseler de nasılsa tutacaklardı” (s. 36).

Yeni getirilen eşyalar iyice rahatını kaçırmıştı. Konuldukları yerde inatla duran bu eşyalara baktıkça rahatsızlığı bütün bütün artıyor, eşyaların görüntüsü o anda yapmakta olduğu incelemeye ilişkin düşüncelerinin arasına takılıp kalıyordu. Eşyaların kapladığı yerin büyüklüğü, önemsizlikleri ile tam bir çelişki yaratmaktaydı. Kien bu hantal tahta parçalarının tutsağı olmuş gibi hissediyordu kendini. Nerede uyuyacağı ve yıkanacağı önemli bir şey miydi onun için? Kendini bu gidişe uydurduğu takdirde çok geçmeden yemek yemeye de, -insanların onda dokuzu gibi- konuşulmaya değer bir konu gözüyle bakmaya başlayacaktı; üstelik de bu konuda en çok açlar değil, fakat karınlarını fazlasıyla doyurabilme olanağına sahip olanlar konuşurlardı” (s. 91).

Bu ifadelerin 21. Yüzyılın ilk yarısında değişen bir şey olmadığını yansıtmaları dahi tek başına Canetti’nin yapıtını ölümsüzleştirmiyor mu?...


Paylaş :
Bu Haberi Arkadaşına Gönder
Gönderen  Alıcı
Gidecek e-posta
       
YORUMLAR :